Ates 704x1024

Ocaktaki Ateşin Dili

Köy Evi

Benim dünyam, iki katlı, kerpiç ve ahşap kokulu o evin daracık odasında başlamıştı. Evimiz, sanki toprağın ruhuyla yoğrulmuş, ahşap direkler arasına özenle kerpiçlerle örülmüştü. Girişte genişçe bir “hayat” vardı; o hol, amcalarım ve kuzenlerimin sesiyle, kalabalık nefeslerle ısınırdı. Sağlı sollu dizilmiş odalar, hepimizi kucaklayan sıcak bir labirentti.

Altı odalı bu yuvada, her köşe bir işleve adanmıştı. Ziraatla kurduğumuz derin bağın kanıtı olan alt kat, tahta merdivenlerin gıcırtısıyla inilen, loş bir sığınaktı. Orada buğday ambarımız, traktörümüz ve tarım aletlerimiz dururdu; toprağın emeğiyle doluydu.

İlk Sinemam, İlk  Resim Sergim..

Bizim odamız ise, kardeşlerimle paylaştığımız, sessizliğin ve manzaranın kutsandığı yerdi. Köyümüz bir yamaca kuruluydu ve penceremizden bakınca, karşımızda eşsiz bir orman manzarası uzanırdı. Ormanın tam ortasından bir dere, usulca akıp giderdi. O pencere, benim ilk sinemam, ilk resim sergimdi.

Odamızın en kalbi, şimdilerde lüks bir kavram olan “şömine” diye anılan, bizim ise sadece Ocak dediğimiz yerdi. Ocak sadece ısınmak için odun yakılmazdı; sacayağı üzerinde bazen yemek pişer, bazen çay demlenir, bazen de patates közlenirdi. Közlenmiş patates yemek, o isli, toprağın tadını taşıyan lezzet, çocukluğumdan kalan en büyük tutkularımdan biriydi.

Sıkma…

Kışın son günleri geldiğinde, ocaktaki ateşin dili değişirdi. Babamın ellerinden çıkan bir mucizeyi beklerdim. Sobanın üzerinde, köy ekmeğini sıkar, içine bembeyaz çökelek koyarak “sıkma” yapardı.

Ateşin Dili…

Sabahları uyanışım, o ekmeğin ve çökeleğin keskin kokusuyla başlardı. Sıkmanın dumanı odayı doldururken, sobanın içinde odunun yanarken çıkardığı çıtırdı ve kendine has gürültüsü de kokunun ritmine eşlik ederdi. O ses ve o koku, hem içimi hem de bedenimi derin bir huzurla ısıtan, kayıp bir cennetin en somut hatırasıydı. O günler, kerpiç duvarların arasında, ahşabın sıcaklığında ve ocağın ateşiyle mühürlenmişti.

Sanki o gürültü, sadece odunun yanması değil, koca bir ailenin, bir tarihin, bir coğrafyanın nefesiydi.

 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir